Ekonomi yönetiminde Amerika ve Avrupa'nın farklı stratejilere sahip olduğunu görüyoruz. Amerika piyasaya dolar enjekte edip, şirketleri iflastan kurtarıp, yatırımların artarak devam etmesini destekleyerek büyüme odaklı bir politika izlerken Avrupa, tasarrufları arttırıp, giderleri azaltıp, yatırımları, kamu harcamalarını kısıp büyümeyi yavaşlatarak cari açığı azaltmayı, ödemeler dengesini düzeltmeyi ve bu şekilde genel ekonomik gidişatı iyileştirmeyi hedefliyor.
Büyeme yavaşlatılarak cari açık/GSYH oranı aşağı çekilmek isteniyorsa, cari açığın en az bu yavaşlama oranı kadar aşağı çekilmesi gerekirki bugün olduğumuz yerde olalım. Tutarsal büyüklüğü değil, oransal büyüklüğü (anlamlı olanı) aşağı çekmek istiyorsak eğer, bu durumda cari açığı yavaşlamadan daha büyük oranda azaltmamız gerekir.
Cari açığı azalmış fakat büyüme hızı düşük, durağan, görece küçük bir ekonomimi yoksa riskleri doğru yönetilen, dış borç ve dış yatırım ile bir dönem cari açık vererek hızlı büyüyen bir ekonomimi, istihdam, işsizlik oranı gibi diğer parametreler de gözönüne alındığında istenilen sonuçları yaratacaktır? İyileştirmek için öncelikle iyileştirilebilecek birşeylere sahip olmak gerekmez mi? Bu noktada görüşüm, Türkiye gibi gelişmiş ekonomilerle arasında ciddi değer açıklığı olan ekonomiler için dış borçlanmanın ve cari açığın kontrol altında tutulması gereken önemli ekonomik göstergeler olduğu fakat ekonomi politikasının şekillendirilmesinde başrolü büyümenin alması gerektiği yönünde.
No comments:
Post a Comment